FAŞİZMİN AVUKATLIĞINA SOYUNAN,

AKP’YE YARANMAK İÇİN HALKIN SANATÇILARINA VE HALKIN AVUKATLARINA DİL UZATAN

METİN FEYZİOĞLU’NA ZORUNLU BİR CEVAP

HALKIN DEĞİL FAŞİZMİN YANINDA SAF TUTAN FEYZİOĞLU DA

HİTLER’İN YANINDA SAF TUTAN PROFESÖRLER, REKTÖRLER, HUKUKÇULAR GİBİ AİT OLDUĞU YERE, TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GİDECEK

HALKIN SANATÇILARI, HALKIN AVUKATLARI KAZANACAK, BİZ KAZANACAĞIZ!

“imparatorların kitapsız ve kutupsuz dünyasında
biat etmişken herkes dolar tanrısına
borsasına, piyasasına
bir sen kafir kaldın ey karanfil
bir sen kaldın kökü hala toprakta
ve kavgada…” (Ümit İlter)

Devrimci şair Ümit İlter’in dediği gibi imparatorların kitapsız dünyasında saray soytarıları zulmün tanrılarına biat ederken, bir tek direnenler kaldı kökü en derinlerde, en tatlı meyveleri veren… Ve halkımızın dediği gibi, her şeye rağmen meyve vermeye devam eden o direngen ağacı da taşlamaktan geri durmuyor zulmün tanrısına biat eden saray soytarıları. İşte o saray soytarılarından biri de adının önündeki “profesör” unvanına bakıp kendini “dünyanın en iyi hukukçusu” sanan, gerçekte ise boş teneke misali çok ses çıkarmaktan öte bir meziyeti olmayan Metin Feyzioğlu’dur.

Zorunlu olarak üyesi olduğumuz Türkiye Barolar Birliği’nin başkanlık koltuğunu işgal eden, meslektaşımız demeye dahi dilimizin varmadığı Metin Feyzioğlu’nun geçtiğimiz günlerde, ihbarcı Aydınlık çetesine ait Ulusal Kanal’a verdiği demeçle ilgili bu açıklamayı zorunlu gördük. Çünkü Metin Feyzioğlu, geçtiğimiz hafta yürürlüğe giren infaz düzenlemesi ile ilgili verdiği bu demeçte bir kez daha siyasi tutsaklara ve Grup Yorum’a ahlaksızca, utanmazca dil uzatmaktan geri durmadı.

Bir kez daha diyoruz; çünkü daha önce de tutsak Halkın Avukatları ve diğer devrimci tutsaklarla ilgili benzer açıklamalar yapan biridir Metin Feyzioğlu. Daha önce de AKP faşizminin halka yönelik saldırılarını, hukuksuzluklarını, adaletsizliklerini meşrulaştıracak açıklamalar yapan biridir. Başında bulunduğu meslek örgütüne üye binlerce avukatın sorunlarını görmezden, duymazdan gelen; haksız, hukuksuz, keyfi şekilde ve sadece yaptıkları avukatlık faaliyetleri nedeniyle tutsak edilen avukatlar karşısında adeta üç maymunu oynayıp adli yıl açılışlarında faşizmin saraylarında boy gösteren, AKP faşizmine methiyeler düzen biridir Feyzioğlu.

Feyzioğlu bugün bir kez daha tutsak arkadaşlarımızı, siyasi tutsakları; 35 yıllık tarihi boyunca her dönem faşizmin saldırılarının hedefi olan, yaptığı devrimci müzikle ve ödediği bedellerle bütün dünya halklarının belleğinde yer etmiş olan Grup Yorum’u, Grup Yorum üyesi müvekkillerimizi hedef alan açıklamalar yaparak AKP yalakalığında sınır tanımadığını göstermiştir.

Metin Feyzioğlu’nun hangi siyasi hesaplarla hareket ettiğini az çok biliyor, tahmin ediyoruz. Bu bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor ama canımız pahasına savunduğumuz devrimci değerlerimizi, mesleğimizin onurunu, kimliğimizi, bu siyasi hesaplarına alet etmesine, bunlara dil uzatmasına seyirci kalamazdık. Bu nedenle, yüklendiğimiz devrimci avukatlık misyonun gereği olarak, bu açıklamayı yapmayı zorunlu gördük.

Öncelikle şunu ifade edelim; Feyzioğlu’nun katılıp her türlü demagojiye, yalana, çarpıtmaya başvurduğu bu programın sadece Feyzioğlu’nun hukuki görüşlerini, düşüncelerini alma amaçlı yapılmış bir program olmadığı aksine özel bir amacı olduğu çok açıktır. Amaç halkın her kesimini şu veya bu ölçüde hedef alan hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı hapishanelerde devam eden direnişin herkes üzerinde yarattığı etkiyi yok etmektir.  Direnişin, özellikle geçtiğimiz günlerde şehit düşen ölüm orucu direnişçisi Helin Bölek nezdinde dünyayı ayağa kaldıran etkisini yok etmek için AKP faşizmi tarafından ısmarlanmış, planlanmış bir programdır bu.  AKP faşizmi direnişin yarattığı bu etkiyi kırmak, saflaşmayı kendi lehine derinleştirmek, bunu yapamıyorsa da en azından direnişi ve direnenleri sahiplenen herkesi korkuyla susturmak, sindirmek istiyor. Ulusal Kanal yaptığı bu tarz programlarla, Metin Feyzioğlu da yaptığı açıklamalarla AKP faşizmine hizmet ediyor, bu amaçla kendilerine verdiği görevi yerine getirmeye çalışmıştır.

Feyzioğlu’nun programda yaptığı açıklamalara baktığımızda da bu gerçek tüm çıplaklığıyla görülmektedir. Feyzioğlu, infaz düzenlemesi ile ilgili verdiği demeçte, bu düzenleme ile aralarında Alaattin Çakıcı gibi mafya babalarının, çetecilerin, torbacıların, tecavüzcülerin ve Soma’da, Ermenek’te yüzlerce madenciyi katleden patronların, halk çocuklarını katleden halk düşmanlarının da olduğu binlerce adli hükümlünün tahliye edilmesine, buna karşın binlerce siyasi tutsağın kapsam dışı bırakılmasına yönelik eleştiriler karşısında yaptığı açıklamalar demagojiden öteye gitmemektedir.

Sözünü ettiğimiz demeçte Feyzioğlu’nun kullandığı ifadeler şunlardır: “…Çok böyle sureti haktan gibi görünüyorlar. (…)Bunların derdi FETÖ’cüler çıksın, PKK’lılar çıksın, DHKP-C’liler de çıksın. Onlar da adını bulmuşlar, siyasi suçlu. Sanki DHKP-C’liler insanları katletmedi, sanki FETÖ’cüler bu devleti yıkmak için artık en son uçaklarla saldırmadı, sanki PKK’lılar şeker gibi insanlar da sadece barış istiyorlar… Tabii bunu böyle söyleyemiyorlar, onun yerine bir takım böyle münferit vakaları alıyorlar, bak bu da çıktı, bak bu da çıktı ama işte filanca türkücü çıkmadı. Yani o şarkıcı türkücü dedikleri, kimse kusura bakmasın da, benim Cumhuriyetimin savcısını şehit edenleri alkışlayan, metheden, baş tacı eden insanlar. Almanya’da böyle bir şey olsa Almanya gereğini yapar. Amerika’da olsa Amerika gereğini yapar. Türkiye gereğini yaptığı zaman antidemokratik diyorlar. Antidemokratik uygulamalara, adil yargılanma hakkı ihlallerine her zaman karşı çıkıyoruz, somut söylüyoruz ama ben Atatürkçülerin Cumhuriyet sevdalılarının DHKP-C’lileri, PKK’lıları, FETÖ’cüleri alkışlayanları alkışlamasını da ben içime sindiremiyorum.”

Oysa Feyzioğlu bu demagojileri yaparken, “Antidemokratik uygulamalara, adil yargılanma hakkı ihlallerine her zaman karşı çıkıyoruz” diyerek hamasi nutuklar atarken tutsak Halkın Avukatlarından ikisi, Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal, tam da onun sözünü ettiği “adil yargılanma” talebiyle ölüm orucundaydı. Feyzioğlu’nun ağzından salyalar akıtarak dilini uzattığı Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek sadece şarkılarını özgürce söyleyebilmek için, Grup Yorum üzerindeki keyfi baskılara, yasaklara, antidemokratik uygulamalara son verilmesi talebiyle yüzlerce gündür ölüm orucundaydı. Helin Bölek bunun için yüzlerce gün açlığıyla direndi ve şehit düştü. O, bu demagojileri yaparken AKP’nin hakim kılığına girmiş cüppeli cellatlarının haksız, hukuksuz, delilsiz bir şekilde, sadece bir iftiracının iftiralarına dayanarak, “vicdani kanaatleriyle” ağırlaştırılmış müebbet ve 42 yıl hapis cezası verdiği 28 yaşındaki bir devrimci Mustafa Koçak, sadece ve sadece yeniden ve adil bir şekilde yargılanma talebiyle ölüm orucundaydı. Yani tahliye ya da beraat değil sadece yeniden ve adil yargılanma istiyordu Mustafa Koçak. Ama Feyzioğlu için bunların hiçbir önemi yoktur. O bir kez tercihini yapmıştır. Safını belirlemiştir. Feyzioğlu’nun safı halkın yanı değil bugün ülkemizdeki bütün haksızlıkların, hukuksuzlukların, adaletsizliklerin ve zulümlerin sorumlusu olan AKP faşizminin yanıdır.

Elbette Feyzioğlu’nun bu durumu yeni değildir. En hafif tabirle AKP yalakalığı açısından sicili hiç temiz değildir Feyzioğlu’nun. Uzak ve yakın geçmişi buna benzer çokça örnekle doludur. Bu anlamda yeni bir şey yoktur bizim açımızdan. Feyzioğlu bugün de, geçmişte olduğu gibi, biat ettiği AKP faşizmine kendini kanıtlamak, daha fazla yaranmak için elinden geleni, kendisine verilen görevi yapmaya, devrimcilere, savunduğumuz değerlere saldırmaya devam ediyor sadece. Bizim açımızdan yeni olan tek şey ise, iki “meslektaşı”, iki avukat adil yargılanma talebiyle aylardır ölüm orucundayken bile böyle demagojiler yapabilecek kadar alçalmasıdır.

Halkın Sanatçılarının, Halkın Avukatlarının Yeri

Ezilen, Sömürülen Yoksul Halkların Yanıdır.

Feyzioğlu’nun Yeri İse AKP Faşizminin Yanıdır.

Burada tarihsel bir hatırlatma yapmak istiyoruz. Bugün bütün dünyanın lanetle andığı, kan emeci tekeller adına dünya halklarına kan ağlatan Hitler faşizminin destekçileri arasında da Feyzioğlu gibi profesör ünvanlı, hukukçu kimlikli kişiler vardır. Bunlardan ikisi meşhur felsefeci Martin Heideger ve hukukçu Carl Schmitt’tir. Heideger, Nazizmin yani Hitler faşizminin felsefe alanındaki ideologlarından biridir. Felsefenin doğasına aykırı olan faşizmi felsefeye sokmaya çalışmıştır. Carl Schmitt ise faşizmin hukuk alanındaki ideoloğudur. O da hukukun doğasına aykırı faşizmi hukuk alanına yerleştirmeye, “istisna hali” diye tarif ettiği faşizmin hukuksuzluk rejimini hukukun içine sokmaya çalışmıştır. Bugün hukuk alanında karşımıza çıkan, faşizmin yasallaşmış ifadesi olan birçok kurum ve uygulama ideolojik temelini onun bu çabasından almaktadır.

İşte Metin Feyzioğlu da Heideger ne kadar özgür düşünceden yana olabilirse o kadar özgür düşünceden yanadır. Carl Schmitt hukuksuzluklara, antidemokratik uygulamalara, adil yargılama hakkının önündeki engellere ne kadar karşı olabilirse Feyzioğlu da o kadar karşı olabilir. Bu tarihsel hatırlatmayı yapmamızın asıl nedeni ise şudur; tarihte Feyzioğlu gibiler hep var olmuştur ve onlar olmaları gereken yere, tarihin çöplüğüne gitmiştir. Burada, bugüne kadarki tüm toplumların tarihi ezen ve ezilenler arasındaki, sömürenlerle sömürülenler arasındaki, egemenlerle halklar arasındaki sınıf savaşımlarının tarihi olduğunun da altını çizelim ve hatırlatalım; tarihin sınıf savaşımlarının tarihi olduğunu söyleyen Karl Marks da bir hukukçudur. Ekim Devrimi’nin önderi Lenin de Küba Devriminin önderlerinden Fidel Castro da birer hukukçudur, hukuk eğitimleri almışlardır. Ve bu kimliklerini, bu eğitimlerini, bu eğitimlerinin sonucu elde ettikleri düşünsel birikimlerini ezilen, sömürülen dünya halklarının kurtuluşu mücadelesine adamışlardır. Zaten asıl mesele de bu sınıfsal ayrışmada kimin hangi tarafta olduğudur.  Herkes bu tarihte şu ya da bu sınıftan yana taraftır, öyle olmak zorundadır.

Tarihte, geçmişte ve bugün, safını halklardan yana belirlemiş, hayatını ve mesleki bilgilerini, deneyimlerini halkların kurtuluşuna, eşitlik, özgürlük, adalet düşünün gerçekleşmesine adamış nice hukukçu aydınlar vardır. Tıpkı, isimlerini yukarıda saydığımız devrim önderleri gibi, bugün tutsak olan Halkın Avukatları gibi… Bir de safını egemenlerden yana belirlemiş, hayatlarını, bilgilerini, birikimlerini halkları karanlığa mahkum etmeye adamış düzenin bekçisi hukukçular vardır. Tıpkı Carl Schmitt gibi, Metin Feyzioğlu gibi…

Burada şu hatırlatmayı da yapalım; kapitalizmle birlikte bu öz bozulmuş olsa da avukatlık mesleğinin tarihsel temeli ve özü hak savunuculuğudur. Avukat hak arayan, hakkı savunan, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı olandır. Başka bir deyişle avukat, mesleğin doğası gereği, egemen olanın, devletin karşısında halkın yanında olmak zorundadır. Yani avukat halkın karşısında, devletin yanında değil tam tersine devletin karşısında, halkın yanında olmalıdır. Bu avukatlık mesleğinin doğasına uygun olandır. 

İşte bu yüzden biz Metin Feyzioğlu ile meslektaş değiliz. Mesleklerimiz çok farklı. Biz halkın avukatıyız o faşizmin avukatı. Biz ezilenlerin, sömürülenlerin, yoksulların; ekmek, özgürlük ve adalet isteyen mazlumların avukatıyız o egemenlerin; halkı haksızlığa, adaletsizliğe mahkum eden halk düşmanlarının, zalimlerin avukatıdır.

Tarihte ve halkların belleğinde safını halklardan yana seçmiş olan gerçek hukukçular, gerçek avukatlar onurla, gururla anılırken ikinciler yani Schmitt gibi egemenlerden yana saf tutanlar ya hiç anılmamakta, unutulup gitmekte ya da lanetle anılmaktadır. İşte Metin Feyzioğlu’nun sonu da onlardan farklı olmayacaktır. Ya unutulup gidecek ya da lanetle anılacaktır. Kısaca; gideceği yer tarihin çöplüğü olacaktır.

Metin Feyzioğlu Rüzgar Nereden Eserse Dümeni Oraya Kıran

“Her Devrin Adamı” Bir Dönektir

Feyzioğlu açısından durum sadece iktidarla girdiği ilişkilerle, AKP faşizmine koltuk değnekliği yapmasıyla da sınırlı değildir. Onun kişiliğini belirleyen temel özelliklerden biri de dönekliğidir.

Halkın sanatçıları da halkın avukatları da tarihleri boyunca kimliklerinden, kişiliklerinden, politik çizgilerinden bir milim bile sapmadan, savundukları değerlerinden, düşüncelerinden en ufak bir ödün bile vermeden mücadele etmeye devam ediyorlar. İktidarlar değişiyor, hükümetler gelip geçiyor, faşizm renkten renge, kılıktan kılığa giriyor ama halkın sanatçıları, halkın avukatları açlığa, yoksulluğa, adaletsizliğe mahkum edilen ezilenlerin, yoksulların yanında olmaya; onların şarkılarını söylemeye, onların adalet talebini savunmaya, onlarla birlikte mücadele etmeye devam ediyor. Bu yüzden her türlü bedeli ödediler, ödüyorlar. Bu yüzden her dönem faşizmin saldırılarının hedefi olmaya devam ediyorlar.  

Kısaca; Grup Yorum 35 yıldır ezilen halkların, yoksulların müziğini yapıyor. Halkın Avukatları 30 yıldır halkların adalet mücadelesinde en ön safta dövüşüyor. Yalnızca Türkiye halkları değil dünya halkları onları bu kimlikleriyle tanıyor.

Peki, bugün halkın avukatlarına, halkın sanatçılarına dil uzatan Metin Feyzioğlu’nun yeri neresidir, kimin tarafındadır Feyzioğlu? Halkın sanatçıları, halkın avukatları bunca bedeli öderken Feyzioğlu ne yaptı, ne yapıyor? Tek cümleyle açıklayalım: Metin Feyzioğlu’nun yeri ekonomik ve siyasi çıkarları neredeyse orasıdır. Ve nihayetinde halkın değil egemenlerin yanındadır. Halkın haklarının, özgürlüklerinin değil düzenin savunucusudur. Halkın değil faşizmin yanında saf tutmuştur o.

Feyzioğlu’nun gerek avukatlık mesleği açısından gerek siyasi açıdan sahip olduğu pespaye kişiliğin en belirgin özelliğinin döneklik olduğunun altını bir kez daha çizelim. Dünyada ve ülkemizde, hukuk ve siyaset tarihinde, Metin Feyzioğlu gibi rüzgara göre bu kadar çabuk yön değiştirebilen örneklerin olduğunu da hatırlatalım. Bunlardan biri, bir dönem Napolyon Bonapart’ın gözde savaş bakanı olan Josef Foushe’dir. Ama onun ünü buradan değil asıl olarak rüzgara göre yön değiştirebilme özelliğinden gelir. “Her devrin adamı” yakıştırmasının üzerine biçilmiş kaftan gibi uyduğu şahsiyetlerden biridir Josef Foushe. O kadar ki, Napolyon Bonapart bile daha sonra Fouche hakkında, “Yaşamım boyunca tanıdığım en kusursuz dönek” demiştir.

Stephan Zweig de, Bir Politikacının Portresi isimli kitabında ihaneti kişilik özelliği haline getirmiş Joseph Fouche hakkında şöyle der: “Joseph Fouche rastgele ihanet eden biri değil, tam bir ihanet örneğidir. İhaneti dahilik yapabilmiş bir mizacı vardır…”

Zweig’in “tam bir ihanet örneği” olarak tanımladığı Fouche’nin tarihsel kişiliğine yakından bakınca bu tanımlamanın ne kadar doğru ve yerinde olduğunu teslim etmemek elde değildir. Tıpkı Feyzioğlu gibi bir gün “devrimci”, başka bir gün karşı devrimci; birgün Bonapartçı birgün özgürlükçü olur.

Metin Feyzioğlu henüz Fouche gibi savaş bakanlığına nail olamamıştır belki ama liyakat bakımından bu göreve en uygun kişi olduğunu AKP faşizmine kanıtlamak için elinden geleni yaptığı açıktır. Bunu yapabilmiş midir, bilmiyoruz; ama en az kadar dönek olduğunu çoktan kanıtlamıştır.

Feyzioğlu da Fouche gibi bir bakmışsınız -siyasi çıkarları öyle gerektirdiği için- yoksul halkın avukatlığına soyunur, bir bakmışsınız -ekonomik çıkarları öyle gerektirdiği için- halkı iliğine kadar sömüren patronların, para babalarının avukatlığını yapar. Bir bakmışsınız “kadın cinayetleri”ne karşıdır, bir bakmışsınız Münevver Karabulut’un katilini savunur. (Çünkü katilin babası zengin bir işadamı, asalak bir sömürgendir, bir çırpıda vekalet ücreti olarak milyon dolarlar verebilmektedir.) Bir bakmışsınız 2013 yılının Haziran Ayaklanması günlerinde Ankara’da yapılan operasyonla gözaltına alınan “Geziciler”in avukatlığına soyunmuştur -çünkü o dönem rüzgar “Geziciler”den yana esmektedir- bir bakmışsınız 2020’de değişen rüzgara kapılıp “Geziciler”e saldırır. Bir bakmışsınız, 2013’te komplolarla tutuklanan Halkın Avukatlarının yanında görünür, en cevval haliyle onları savunur, “onlar mesleğimizin yüzakı, onuru” der; bir bakmışsınız 2017’de aynı şekilde komplolarla tutuklandıklarında “onlar avukat değil terörist” der. Çünkü artık rüzgar yön değiştirmiştir. Siyasi çıkarları bunu gerektirmiştir. İşte böyle, rüzgar nereden eserse dümeni oraya kıran biridir Metin Feyzioğlu. Halkımızın deyimiyle fırıldak, yanardöner biridir. Bütün mesleki ve siyasi hayatı omurgasız sürüngenler gibi şekilden şekle, bukalemun gibi renkten renge, kılıktan kılığa girmekle geçmiştir.

Elbette Feyzioğlu dümeni istediği yere kırabilir, şekilden şekle, renkten renge girebilir; bu bizi hiç ilgilendirmiyor. Oturduğu koltuk, işgal ettiği mevkii de ona yetmemiş ve gözü daha yükseklerde olabilir, daha iyi bir koltuk kapmak ya da milyon dolarlık ihaleler olmasa da milyon dolarlık davalar alma hesapları olabilir, bunun için kişiliğine yakışan her türlü alçaklığı da yapabilir.  AKP’yle ve onda cisimleşen faşizmle ilişkileri ve içinde bulunduğu çukur da bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. O çukurda istediği gibi debelenebilir. Hatta cehennemin dibine kadar yolu var! Ama halkın avukatları olarak bizler Metin Feyzioğlu gibilerin mesleğimizin, avukatlığın onurunu; savunduğumuz, uğruna bedeller ödediğimiz değerleri ayaklar altına almasına bugüne kadar seyirci kalmadığımız gibi bugün de seyirci kalmayacağız. Hukukçu kimliğini kullanarak, AKP faşizminin halkımıza dayattığı hukuksuzlukları, adaletsizlikleri meşrulaştırmasına seyirci kalmayacağız. Halkın avukatlarına ve halkın sanatçılarına dil uzatmasına seyirci kalmayacağız!

Biz var oldukça Feyzioğlu gibilerin gerçek yüzlerini halkımız görmeye devam edecek.

Ne AKP faşizminin ne de onun avukatlığına soyunan Metin Feyzioğlu’nun gücü halkın sanatçılarını, halkın avukatlarını karalamaya da yetmez. Halkın sanatçıları ve halkın avukatları, dünya halklarının tarihsel belleğinde en onurlu yeri almıştır çoktan.

Halkın avukatları olarak bizim yerimiz her zaman yoksul halkın, adalet arayanların, adalet için zulme, zalime direnenlerin yanı olacak! Feyzioğlu gibilerin yeri de tarihin çöplüğü olacak!

HALKIN HUKUK BÜROSU

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here